Home

Anchorman

Kanal D’nin haber paşası, anchorman’i Mehmet Ali Birand ile bir futbol seyahatinde daha beraber olma zevkini yakaladık ki böyle bir tecrübeye paha biçilmez.. Ertuğrul Özkök’ün yazdıkları ise gurur verici gerçeği yansıtmıyor..

Yazıya başlarken spotta geçen “Anchorman” lafı nedir, önce onu da anlatayım ki Mehmet Ali Birand ağabeyimin taşıdığı şanlı unvan konusunda okurun da fikri olsun..

“Anchorman” lafı “Enkırmen” olarak okunur, habere meraklılar tarafından “Ekranda höyküren adam” diye anlaşılır..

Bu lafı medyanın “eşek arısı sokacısa” diline sokan da bizim de çalıştığımız Sabah’ın patronajıdır..

***

O vakitler moda öyleydi..

Türkçe’nin global âlemin hallerine takati yetmiyor, diye düşünüldüğünden her lafın illa ki İngilizceden bir karşılığı aranırdı..

“Ombudsman” lafı da böyle girdi dilimize.. Gazetenin politikası ile okurun arasını bulan adam olarak..

 

“Gazetenin Tosunu” dense o işi yapanın itibarı olmayacak..

 

“Ombudsman..” derken, söyleyenin yanakları şişiyor ya! Adının geçtiği yerde “Bir oturuşta bir kuzu yiyebilen adam..” havası yarattığından herkes etkileniyor..

 

“ANKIR” BAKALIM..

 

İşte “Anchorman” lafı da böyle bir ihtiyaçtan doğdu..

 

“Enkırmen aşağı.. Enkırmen yukarı..”

 

Sözcüğü parçala.. Mânâsını bilmesen bile karineyle bir şey çıkarırsın..

 

“En-Kır-Men”

 

Kırbaşlıların en şeyi.. Roma İmparatorları için Etrüksçeden devşirme “Sezar” sözcüğü gibi.. O da “Kır baş” demek oluyor..

 

Yani yaşlı kişi.. Bilge kişi..

 

Bizim kullandığımız “Enkırmen” imparatorlar için kullanılan unvanın daha da havalısı.. “Kır başlı” diye bilinenlerin en şeyi..

 

Başyazardan galat “Baş-Spiker” in azılısı.. Zaptedilmeyeni.. Haplanmışı.. Hareket çekildiğinde kodu mu oturtanı..

 

Dünya durdukça namı yedi cihan on dört iklimde yürüyesi Mehmet Ali Birand da böyle bir “Anchorman” işte..

 

Coca Cola’nın kıçına takılıp Viyana’ya final seyretmeye giden benim gibi fukara takımından yazar kısmı için aynı havayı solumak bu yüzden bulunmaz nimet..

 

Ayrıca İngiltere Kraliçesi’nin himayesindeki Middlesex (Midıl Seks diye okunur) Üniversitesi’nden fahri doktor..

 

***

 

Bakın mesela..

 

Hasan Cemal her futbol şampiyonasına katılır.. Hem de futbol takımlarından bir ay önce oralara gider, kampa girer..

 

Bu kadar gayretlidir, bir “Anchorman” olamamıştır.. Herhangi bir seksi üniversiteden doktorası da yoktur..

 

Öyle boş boş gezinir durur..

 

Tanıdık birini gördü mü orasına burasına çimdik atar, yumruk vurur.. Bildiği tek sosyalleşme tarzı budur..

 

Özetle Hasan Cemal’i görmek bana bir heyecan vermez.. Ama Mehmet Ali Birand’ı gördüğümde kalbim küt küt atar..

 

FİNAL GALASI..

 

Dün Hürriyet’in paşası Ertuğrul Özkök’ün yazdığı “Medya danalarıyla birlikteyim..” risalesindeki tariflere kulak asmayın..

 

Başlıktaki “dana..” lafından maksat, medyanın ileri gelenlerini tarif etmek ise kullanılan sözcük bu olmamalıydı..

 

Çoğunluk danalık kıvamını aşmış, kasabın bıçağına yakın kıvama gelmişti..

 

Öküz kartlaştıkça şuuru azalır, gamsızlıktan kasabın bıçağını yalamaya başlar.. Artık onun yaşı tartışılmaz..

 

Teknik bir hata, deyip geçelim.. İyi anlatılamayan olaya gelelim..

 

Coca Cola’nın davetlileri, Padişah efendimizin yer götürmez askeri gibi çoktu.. Bunları şehrin içinde başıboş bırakmaya gelmiyor..

 

Üstelik tam final maçının günü.. Milleti otelin önünde, maça götürecek otobüslerin başında topluyorsun..

 

Yoldan üç şortlu gâvur kızı geçiyor.. Ayaklar çıplak, suratlar akça pakça.. Otobüse binecek gruptan en az beş on kişi kopup peşlerine düşüyor..

 

***

 

Cola’cılar kaç şampiyona görmüşler, tecrübeliler tabii..

 

O yüzden davetli olarak getirdikleri kim varsa topladılar, otobüslerle Stüdyo 44 adındaki bir yere götürdüler..

 

Burada yemeli, içmeli, müzikli, danslı eğlence düzenlemişler.. Cümbür cemaat daldık içeri.. Otantik refleksimizle önce büfelere saldırdık..

 

İçkileri yağmaladık..

 

Yenebilecek ne varsa yedik.. Hostes kızlarla “sanki oracıkta tavlayıp, kendimize âşık etmişiz..” pozlarında hatıra fotoğrafları çektirdik..

 

AYKIRI ADAM

 

Taa Brezilya’dan dansçı kızlar bile getirmişler.. “Affedersiniz” sadece edep yerleri örtülü, samba yapıyorlar..

 

Seyredenler de dikildikleri yerden kıçlarını, başlarını ırgalıyor.. Öyle bir şamata, öyle bir kıyamet..

 

Sadece bir kişi.. Bir istisna insan.. Bir fikir eylemcisi, bir düşünce insanı şamataya katılmıyor..

 

Binanın önündeki mermer çıkıntıya oturmuş, sırtını sütuna vermiş kitap okuyor..

 

Kitap dedimse briket kalınlığında.. Ekleştir birinin kafasına, fikir komasına girsin..

 

Kulağında da iPod’a bağlı kulaklıklar.. Bir yandan da müzik dinliyor..

 

Hem müzik dinleyip hem kitap okuyan hem de curcunadan etkilenmeyen bu kişi elbette ki bizim Mehmet Ali Birand..

 

Adamı boşuna “Anchorman” yapmıyorlar demek ki..

 

***

 

Birkaç yabancı gazeteci merak edip kim olduğunu sordu..

 

“Türkiye’nin en büyük gazetecisi..” dedim.. Biraz tuhaf baktılar..

 

Birand ağabeyimin ayakkabıları bağcıksız.. Üzerindeki pembe tişört ise üç Avrupa, iki Dünya Kupası görmüş..

 

Mecburen “Modern hayata karşıdır.. Homeless olarak yaşıyor..” dedim.. İlgi arttı.. Gelirken başında bir beysbol kasketi vardı.. Onu da önüne ters koymuş..

 

İnandırıcı olmak için gidip içine bir Euro bozukluk attım.. Kasketin içindeki parayı gören cebinden çıkardığı bozuklukları bırakmaya başladı..

 

Mehmet Ali Birand olgun adam..

 

Gelenin geçenin şapkasına para atmasına tepki bile vermedi, gözünü “Filistin ve İsrail” adlı kitaptan ayırmadı..

 

Orada bir boşboğazlık yaptım.. “Sonunda Filistinliler ölüyor..” deyip kitabın sonunu söyledim..

 

Bu güzel insanın keyfini kaçırdığıma hâlâ yanarım..

 

Meraklısına not: Şapkadan kırk Euro kadar hasılat çıktı.. Yani medya patronlarına muhtaç olmadan yaşamak mümkün..

Selahattin Duman 

Vatan Gazetesi